Ceza Hukuku28 Haziran 2026•5 dk okuma
Haksız Mal Edinme Suçu ve Cezası
Haksız mal edinme suçu ve cezası, özel bir kanun olan 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nda düzenlenmiştir.
(CGK-K.2019/302)
“Haksız mal edinme” ifadesinin tanımı 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve
Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 4. maddesinde; “Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı
ispat edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek
harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu Kanunun uygulanmasında haksız mal edinme sayılır.” şeklinde
yapılmış ve haksız mal edinme suçu da aynı Kanun’un “Haksız mal edinme, mal kaçırma veya gizleme”
başlıklı 13. maddesinde; “Kanunun daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde haksız mal edinene üç
yıldan beş yıla kadar hapis ve beş milyon liradan on milyon liraya kadar adli para cezası verilir.” biçiminde
düzenlenmiş olup kaynağı fail tarafından gösterilemeyen ve geliri ile uygun olmayan harcamalar haksız
mal edinme olarak kabul edilmiştir.
3628 sayılı Kanun’un “Amaç” başlıklı 1. maddesinde yer alan “Bu Kanunun amacı, rüşvet ve yolsuzluklarla
mücadele cümlesinden olarak; bu Kanunda sayılanların mal bildiriminde bulunmalarını, bildirimlerin
yenilenmesini, mal edilmelerin denetimiyle, haksız mal edinme veya gerçeğe aykırı bildirimde bulunma
halinde uygulanacak hükümleri, bu Kanunda belirlenen suçlarla bazı suçlardan dolayı kamu görevlileri ve suç
ortakları hakkında takip ve muhakeme usulünü düzenlemektir.” şeklindeki düzenleme uyarınca Kanun’un
amacı, rüşvet ve yolsuzluğun önüne geçmektir. 3628 sayılı Kanun’da sayılan görevli kişilerin; aynı
Kanun’un 17. maddesine göre irtikâp, rüşvet, basit ve nitelikli zimmet, görev sırasında veya görevinden
dolayı kaçakçılık, resmî ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma gibi suçlarından dolayı re’sen soruşturma
işlemlerinin başlatılacağı hüküm altına alınmış olup ancak bu suçlardan dolayı, kişinin yaptığı yolsuzluk
fiilinin tam olarak ortaya çıkarılamamış veya kanıtlanamamış olması ihtimalinin oluştuğu durumlar için
kanun koyucu, eylemin daha ağır bir cezayı gerektirmemesi şartıyla haksız mal edinilmesini, ayrıca bu
haksız edinilen malın kaçırılıp gizlenmesini de suç olarak düzenlemektedir.
Anılan Kanun’un 4. maddesinin lafzından, kişinin sahip olduğu bir mal varlığından ziyade bu mal
varlığını elde ediş biçiminin kanuna veya genel ahlaka aykırı bir yoldan olup olmadığının ispatının
arandığı, ispat yükünün ise sanığa bırakıldığı, sanığın, mal varlığını kanuna veya genel ahlaka uygun
olarak edindiğini veya yaptığı harcamaların sosyal yaşantısına uygun olduğunu ispat etmesi gerektiği
anlaşılmakta ise de ispat yükünün sanığa bırakılmasının ceza hukukunun genel ilkelerine aykırı olduğu,
ceza muhakemesi hukuku açısından muhakemeye katılan hiçbir tarafa ispat külfeti yüklenmediği, ceza
muhakemesinin amacının maddi gerçeğe ulaşmak olduğu ve bu amaç doğrultusunda mahkemenin re’sen
yapacağı araştırmanın neticesinde toplanacak deliller değerlendirilerek bir sonuca ulaşılması gerektiği,
aksi durumun kabulü hâlinde “Şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo)» ilkesi ile Anayasa’da güvence
altına alınan «Susma hakkı» ilkesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 2. fıkrasında; “Bir
suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.” ve Anayasa’nın
38.maddesinin 4. fıkrasında; “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” şeklinde
tanımlanan “Lekelenmeme hakkı (masumiyet karinesi)” ilkesine aykırı uygulamalara neden olunabileceği,
3628 sayılı Kanun’un 4. maddesinde sanığa yüklenen ispat külfetinin sanığın gelirleri ve giderlerinin
hangi kalemlerden oluştuğu hususunda adli makamlara bildirimde bulunmasından ibaret olduğu,
sanığın haksız mal edinmediğinin, itham edildiği suçu işlemediğinin ispatı noktasında sanığa bir külfetin
yüklenemeyeceği, sanığın gelirlerini oluşturan kalemleri bildirmesinden sonra maddi gerçeğin ortaya
çıkartılması adına sanık tarafından bildirilen gelirlerin ve giderlerin doğruluğunun denetimi ile malların
kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlanıp sağlanmadığı veya ilgilinin yaptığı harcamalardaki
artışların sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olup olmadığı hususlarının denetiminin mahkeme
tarafından yapılacağı, sanığa yüklenen ispat külfetinin, mahkemenin gerekli araştırmayı resen yapma
görevini ortadan kaldırmayacağı kabul edilmelidir.
Yapılan açıklamalar doğrultusunda haksız mal edinme suçunun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin belirlenmesi açısından; ilk derece mahkemesince, bir bankacı, bir yeminli mali müşavir
veya hesap uzmanı, ayrıca sanığın aile fertleriyle birlikte yaşam tarzına, mesleki durumuna ve sosyal
seviyesine göre (yiyecek, giyecek, kira, eğitim, telefon faturaları, kredi kartı gibi) temel harcamalarıyla
yasal gelirlerinin denkliği ve tasarruf edebileceği miktar yönünden karşılaştırma yapabilecek sanıkla aynı
veya benzer mesleki ve gelir durumuna sahip bir uzmandan oluşacak bilirkişi heyetinden, sanığın, eşinin,
birlikte yaşadığı ailesinin, soruşturmaya ve kamu davasına konu edilen mal bildirimlerinin yapıldığı 2007-
2012 tarihleri arasında, haksız mal edinip edinmediklerinin, dolayısıyla sanığın kanuna ve ahlaka uygun
olarak sağlandığı ispatlanamayan malları (taşınır, taşınmaz mallar ile hak ve alacakları) ile tüm geliriyle
(maaş, ikramiye, akrabaları tarafından yapılan bağışlar, faiz, mesai ücretleri, kira ve diğer kazançları ile
değer artışları vs. dahil) orantılı olmayan harcamaları (kredi kartı, aşırı fazla ve lüks tüketimleri) olup
olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle yüklenen suçun açıklanan özellikleri de dikkate alınarak;
1- Sanığın hangi mal varlığını hangi tarihte edindiği,
2- Edindiği tarihlere göre bunların yasal kaynağının bulunup bulunmadığı ve geliriyle uyumlu olup
olmadığı,
3- Görevi icabı aylık maaşının bulunduğu da gözetilerek mutad tasarruf ölçüleri de nazara alındığında,
hangilerinin haksız mal edinme, hangilerinin yasal mal edinme olduğu,
4- Faizinin hangi miktara baliğ olacağı,
5- Haksız edinildiği belirlenen mal varlığının sanık hakkında daha ağır bir suçtan açılmış kamu
davasına konu edilip edilmediği hususlarının hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ve denetlenebilecek
açıklıkla belirlenmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak
toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak,
kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir.
Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması
suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin
ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için,
maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması
zorunludur.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanık (Kapatılan) B. Cumhuriyet Başsavcılığında .... sicil numarası ile Cumhuriyet savcısı olarak görev
yapmakta iken İ. Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen başka bir soruşturma kapsamında yapılan
iletişimin tespiti, dinlenilmesi ve kayda alınması sırasında, sanığın bir kısım şüpheliler ile iletişime geçerek
maddi menfaat temin ettiği yönünde delil elde edildiği, bunun üzerine 2802 sayılı Kanun’un 82. maddesi
uyarınca başlatılan soruşturma sonucunda B. 14. Ağır Ceza Mahkemesince 21.04.2014 tarih ve ..../.... sayı
ile sanığın mal varlığında belirlenen 692.748,37 TL’nin yasal geliri ile orantılı olmadığı ve bu şekilde haksız
mal edindiği iddia edildiği olayda;
Sanığın savunmasında atılı suçlamayı kabul etmediği, göreve başladığı tarihten itibaren vermiş
olduğu mal bildirim formlarının, 2007-2012 yılları arasındaki maaş tutarlarını gösterir belgenin, sanığın
ve kanuni yakınlarının banka hesap hareketleri ile taşınır ve taşınmaz mallarına ilişkin bilgilerin ve sanık
müdafisinin mevcut delillere ek olarak toplanmasını istediği banka kredilerine ilişkin dekont ve belgelerin
dosyaya getirtildiği, müfettiş incelemesi aşamasında emekli Sayıştay uzman denetçisi ile emekli banka
müdürü tarafından düzenlenen 09.08.2012 tarihli bilirkişi raporu ile kovuşturma evresinde emekli üç
Sayıştay uzman denetçisi tarafından düzenlenen tarihsiz bilirkişi raporuna göre, sanığın 2007-2012 yılları
arasında maaş geliri dışında elde ettiği 692.748,37 TL’yi mal bildirimlerinde göstermediğinin belirtildiği,
sanık ve müdafisinin itirazı üzerine mahkemece dosyanın üç kişilik bilirkişi heyetine tevdiine karar
verildiği, ancak talimat mahkemesince bilirkişi heyeti teşkil edilememesi nedeniyle İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı öğretim görevlisi tarafından düzenlenen 16.05.2016 tarihli
bilirkişi raporunda, önceki bilirkişi raporlarında sanığın bankalardaki hesaplarında gerçekleşen hesap
hareketleri üzerinden inceleme yapıldığı, halbuki bankalar arasında hesap hareketlerinin gerçekleşme
ihtimali olduğu ve hesaplara yatan para tutarlarının ayrı ayrı toplanması sonucu ortaya çıkan rakamın
yanıltıcı olacağı, bu hesaplama yöntemiyle ancak hesaplardaki işlem hacminin tespit edilebileceği, net
mal varlığının hesaplanamayacağı ve haksız mal edinme eylemini tespit etmenin mümkün olmayacağı
bilgilerine yer verildiği, bunun üzerine katılan vekilinin haksız edinilen mal varlığı miktarının tespiti için
yeniden bilirkişi raporu alınmasını talep ettiği, dosyanın yeminli mali müşavir, aktüerya uzmanı ve ticaret
hukukçusundan oluşan bilirkişi heyetine tevdi edildiği ve bu heyet tarafından düzenlenen 02.11.2016
tarihli bilirkişi raporunda, sanığın mal varlığında kesin olarak fazlalık teşkil ettiği söylenebilecek miktarın
iddia edildiği gibi 692.748,37 TL değil 69.531,57 TL olduğunun belirtildiği, bu defa sanık müdafisinin
itirazı üzerine dosyanın emekli banka müfettişi, emekli Sayıştay uzman denetçisi ile emekli hâkimden
oluşan ve yukarıda açıklanan niteliklere sahip bilirkişi heyetine tevdi edildiği ve bu heyet tarafından
düzenlenen 29.05.2017 tarihli bilirkişi raporunda; sanığın ve kanuni yakınlarının banka hesaplarına
sanık ve kanuni yakınları tarafından para yatırıldığı, yatan paranın büyük bölümünü sanığın kullandığı
bireysel veya konut kredilerinin oluşturduğu, sanığın fazla borçlanma içine girmek suretiyle yatırımlarına
yön vermeye çalıştığı, bu borçlanmaları da genellikle bankalar üzerinden gerçekleştirdiği, sanığa haksız
kazanç sağlayacak biçimde herhangi bir yabancı kaynak aktarılmadığı belirtildiği, mahkemece sanığın
haksız mal edinme suçundan kurulan beraat hükmüne ilişkin gerekçenin “Dosya içerisinde mevcut
heyetimizce hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu kabul edilen 29.05.2017 tarihli bilirkişiler Ş.K., U.B. ve S.K.
tarafından düzenlenen raporda; sanığın çalıştığı dönemdeki geliri ile mevcut mal varlığı arasında bir farklılık
olmadığı, daha önceki bilirkişi raporlarında sanığın hesabında olduğu bildirilen miktarda para bulunmadığı
gibi, sanığın hesabına yatmamış bir kısım paraların yatırılmış gösterildiği ve bir kısım hesap hareketlerinin ise
mükerrir hesaplama sonucu sanığın aslında sahip olmadığı miktarda paraya sahipmiş gibi hesap yapıldığı
bildirilmiştir. Heyetimizce sanığa ait hesap hareketleri ile mevcut mal varlığı ve yargılamaya konu zamandaki
gelirleri karşılaştırıldığında da herhangi bir farklılık tespit edilmemiş ve sanığın atılı suçu işlediğine dair
mahkûmiyetine yeter nitelikte kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği,” şeklinde gösterildiği anlaşılmakla;
09.08.2012 tarihli bilirkişi raporu ile kovuşturma evresinde Sayıştay uzman denetçileri tarafından
düzenlenen tarihsiz bilirkişi raporunda sanığın birden fazla banka hesabı arasında gerçekleşmesi
muhtemel çekilen ve yatırılan para hareketlerine ilişkin bir belirleme yapılmadan ve hesaplar arasındaki
işlem hacmi gözetilmeden sanığın banka hesaplarına yatan para tutarları toplamından maaş geliri
toplamının çıkarılarak bir sonuca ulaşılması, söz konusu raporları düzenleyen heyetlerde sanık ile aynı veya
benzer mesleki ve gelir durumuna sahip bir uzmanın bulunmaması, hükme esas alınan 29.05.2017 tarihli
bilirkişi raporunda heyetin usulüne uygun teşekkül ettirilmesi, kendisinden önceki rapor sonuçlarının
da değerlendirilerek raporlar arasındaki çelişkilerin nedenlerinin gösterilip giderilmiş olması, esasen
dosyada mevcut bütün bilirkişi raporlarının birbirini tamamlayıcı nitelikte olmalarının yanı sıra raporlarda
sanığın hesaplarında tespit edildiği belirtilen fazla para tutarlarının mal bildirimlerinde gösterilmediği
sonucuna ulaşılması ve sanığın banka hesaplarına kaynağı belirli olmayan bir paranın yatırıldığına
veya açıklanamayan harcamaların yapıldığına dair herhangi bir tespitin bulunmaması hususları birlikte
gözetildiğinde; beraat hükmünün gerekçesinin dosya kapsamı ile uyumlu olduğu, sanığın haksız mal
edinme suçunu işlediğinin sabit olmadığı, yeniden bilirkişi raporu alınmasına gerek bulunmadığı ve eksik
araştırmaya dayalı hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir.
Avukat Mehmet Ali Sümer
UYARI
Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Mehmet Ali Sümer'e aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir.